30 Mayıs 2009 Cumartesi


Çalışan insanların başlıca eksiği. -Çalışan insanlarda genellikle daha yüksek bir etkinlik eksiktir:bireysel etkinliği kastediyorum. Memur,tüccar,bilgin olarak, yani bir türün üyesi olarak çalışırlar, tamamen belirli ve biricik insanlar olarak değiş bu açıdan tembeldirler. - çalışmasının, hemen hemen hep biraz mantıksız oluşu, çalışanın talihsizliğidir. Örneğin paraları toplayan bir bankacıya, aralıksız çalışmasının amacı sorulamaz: mantıksızdır bu çalışma. Çalışanlar, taş gibi, mekaniğin kör kurallarına uyarak yuvarlanırlar. Tüm insanlar,tüm zamanlarda olduğu gibi, şimdi de hala köleler ve özgürler diye ayrılırlar; çünkü gününün en az üçte ikisine kendisi için sahip olmayan kişi, devlet adamı, tüccar, memur, bilgin, ne olursa olsun bir köledir.

İnsanca Pek İnsanca, Friedrich Willhelm Nietzsche 1878, İthaki Yayınları Syf:233

11 Nisan 2009 Cumartesi

Paranoid Varsayımlar 1: Rakı Mevzusu


Malum yaz yaklaşıyor.İçimizdeki alkol aşkı dahada ateşleniyor. Verdiği haz havalarla endeksli olarak dahada katlanan içme ve içirme hareketi de doğal olarak insanda bir ihtiyaç haline geliyor... Her içkinin farklı bir ortamı/muhabbeti olduğu bir gerçektir. Muhabbet ve içki deyincede aklımıza gelen yegane sefa pezevenkliği içeceğide rakı oluyor haliyle.Ancak sofralarımızı donatan bu güzide ve kutsal içeceğimiz insanları öldürür hale geldi.
Paranoid varsayımımı ise kafamda oluşan sorularla açıklayacağım. Daha önceki hükümetler döneminde sahte rakı olayları var mıydı?(Ben şahsen hatırlamıyorum.Belki Uğur Dündar açıklar) Paranoyamı destekleyecek olaylardan bazıları : İktidarın içki satışının yasaklanma niyeti (hatta bazı belediyelerin birtakım büfelerde içki satışını yasaklaması) barlara eğlence yerlerine uygulanan baskılar, tekel üzerinden alınan vergiler (ve hatta alkollü içeceklerin geneline uygulanan muazzam vergiler) Yani alkol alınımına karşı büyük bir direnç var. Muhafazakar kesimden bazı insanlarımızda iktidardan aldığı gaz ile asarım keserimcilik oynuyor. Bu tür vakalara rasladık. Parkta içenleri dövenler (hatta öldürenler), içki satan yerlere yapılan tacizler baskılar (en son çankayada bir büfede bıçaklı tehdit olayı olmuştu)...vs vs.
E şimdi insanlar korkudan rakı içemez oldular bu zehirleme olaylarıyla beraber.(şahsen ben tırsle) Bence süper bir yıldırma politikası. Bunu hükümet yaptı diye bir paranoya yaratmak değil amacım... ancak oluşturulan ortam ve yeterli oranda alınmayan önlemler buna zemin hazırlamış olabilir. O zaman "milletin vicdanı" Polislerin bir Deniz Seki ile uğraşıldığı kadar bunu yapanları yakalamak için uğraşmaları lazım.
Suçlular etil alkolün pahalı olmasından dolayı üç beş kuruş için insanların ölmesini yeğliyor olabilir. Bildiğim ve şöyle bir araştırdığım üzere metil alkolü isteyen herkes satın alabiliyor ve üretimi etil alkole oranla çok daha ucuza mal oluyor. Metil alkolün litresini 4ytl gibi bir fiyata, etil alkolün ise 15ytl gibi bir fiyata alındığı söyleniyor. Kısacası olan insanlara oluyor...
Yakaladığınızda cezasıda hazır kurun sofrayı içsinler eğlensinler. Ama sattıkları rakılarla :)

Bu skandal ile ilgili daha ayrıntılı ve yetkili ağızdan bilgi istiyorsanız buradan buyrun.

8 Nisan 2009 Çarşamba

Değişiklik ama nereye doğru?



Bugün canım değişik gazete almak istedi. Evet böyle değişik isteklerim vardır, o yüzden bu özelliğimi sahip olmak istediğim nesnelerlede ilişkilendiririm. Bu bir gazete bile olsa benim için hayatımın akışını değiştiren bir olaydır(evet abartıyorum fark ettiğiniz üzere).Malumunuz HaberTürk ten bahsedeceğim.( Yapacağım bazı yorumlar özelden genele kayabilir.Kalıplaşmış özelliklere getirdiğim eleştiriler sadece bu gazeteye mahsus sanılmasın)
Normalde izlediğimiz HaberTürk kanalı nispeten muhalif olan ve çeşitli, hatta değerli isimlere yer veren bir yerdi. Şimdilerde televizyon mecrasından basılı yayına geçerek gazete çıkarmaya karar verdiler. Reklam kampanyalarında ise "Türkiyenin gelmiş geçmiş tek değişik gazetesi" şeklinde iddialı bir sloganla billboardlarda reklamlarını görüyordum. Yazmak bu güne denk düştü.
Bahsedilen değişiklik konusuna gelirsek, gazete almanın amaçlarını şöyle bir gözden geçirmek gerekir. Aldığımız gazeteyi okur atarız olmadı altlık niyetine sereriz ne bileyim cam silenlerimiz var, içici bünyeler için içkiyi kamufle etme görevi var, hatta ekstrem bir tabirle cesetlerin üzerine bile örtebilirsiniz (Aslında şöyle kullanımları da var tabii çok kasarsak). Bu tarz işlevlere sahip olan bir 3.hamur kağıttan üretilir. Gelin görün ki değişiklik olarak gazete kağıdının hamurunu kuşe kağıda basmanın mantığı nedir? Az önce saydıklarım ile ilişkilendirirsek belki cesedimiz yakışıklı olur o kadar. Vernikli kağıdın geri dönüşümüde sorunlu olduğu için bizzat desteklemediğim bir oluşum olduğunu söylemek istiyorum. Kaba tabirle "kaç yakıyodur" mantığında yaklaşmak istemiyorum ama maliyeti fazla olan birşey olduğunu eklemek lazım. Bu konumda "Sanane lan! paramız var basıyoruz?!" diyen gazete sahipleri sizlere sesleniyorum: Çabanız takdir edilesi şayet alıştık parlak olmayan saman kağıtlara bakmaya, ne gerek var masraf etmişsiniz... bu lükse dergi almak istesem aynı hissiyatta haftalık haber dergileri var...
Yani bunun dışında değişiklik ne olabilir diye düşündüm misal gazetenin ergonomik yapısınımı değiştirdiler acaba diye (Gazete okuma konumu biraz yorucu olabiliyor. Çok gazete okuyanların biseps-trisepslere dikkat edin), ama oda yok. Şekil yine aynı şekil. Bildiğin dikdörtgen. İçerik manasında da değişiklik bekledim büyük bir hevesle ancak içinden çıkan 45232 tane ek beni şaşırtmadı doğrusu. Bulmaca yine bulmaca, spor yine spor. E ne anladımki ben bundan? Tasarıma gelirsek yine blok stunlar, bold yazı karakterleri ile karşı karşıyayız...Basım tarihimizin gazete mecrasında değişmeyen tasarım anlayışı yani. Bu konuda kıyaslamak gerekirse Namaz gazetesi "değişiklikler" yaparak ödül bile almıştır. Cem Kızıltuğ gibi illüstratörlerede yer vererek estetik açıdan tatmin edici işler sergiliyorlar (Bu arada onunda bir röportajında Cintiq kullanırken gördüğümde kıskanmadım değil. Cintiq kullanan herkesi kıskanma potansiyelim var bunu belirteyim). Hatta Namaz gazetesi nazarımda bu yönden diğer gazetelerden bir adım öndedir(Görüş ve bakış açısına değinmiyorum.İdeolojileri ile işim olmaz). Bence beklenilen değişiklik hür ve korkusuz olması gereken basının bir yansıması olmalıdır. Bu misyonuda umarım bize gözümüze sokarak gerçekleştirirler.(Gerçi göz demişken Gözcü vs gibi halkın gazetesi imajlı gazetelerin kampanyaları ve içerikleri ne kadar birbiriyle örtüşüyor oda ayrı bir tartışma konusudur)
Neticede amacı nitelikten niceliğe kayarak sapmış gibi görünsede, çaba manasında tebrik etmek lazım. En azından "değişiklik" kelimesinin ardına harcanmış bir emek var. Ancak hedef belirlenememiş diye düşünüyorum. Bakalım HaberTürk gazetesi değişiklik namına yapılmış bu lüks seçim ile yayın hayatına ne kadar devam edecek hep birlikte göreceğiz.

3 Nisan 2009 Cuma

The Corporation



Şirketler bir psikopatın bütün özelliklerini gösterirler. Giriş için fazla iddialı bir cümle oldu, farkındayım ancak siz de birazdan bahsedeceğim filmi izledikten sonra söylediğimde ne kadar haklı olduğumu anlayacaksınız. Filmimizin adı The Corporation (Şirket yahut Anonim Şirket de diyebiliriz). Ustaca hazırlanmış iki buçuk saatlik bir belgesel. Özeliikle Amerika'da faaliyet gösteren büyük şirketlerin bilinmeyen yüzünü gösteren ve bunları belgeleriyle ve tanıklarıyla ortaya koyan bir belgesel. Michael Moore,Noam Chomsky ve nobel ödüllü ekonomist Milton Friedman belgeselde bulunan en dikkat çekici isimler. Şiddetle tavsiye edilir, torrentten indirin izleyin. Link isterseniz mail atmanız kafi bana. Torrent linki vermenin yasal olup olmadığını bilemediğim için link vermiyorum buradan.

http://www.imdb.com/title/tt0379225/

2 Nisan 2009 Perşembe

Gereksiz yalamalardan kaçınmalı

/2009/03/11/


2009/02/25/


/2009/02/01/


Blogumuzun kuruluş amacından bahsetmek istiyorum kısaca; sevmediğimiz olaylara kişilere söveceğimiz bir platform oluşturmak istedik. Bunu yaparken forum çıkışlı bir hakaret platformu oluşturmaktan ziyade, sert bir bakış açısıyla, olayların bize göre yanlış noktalarını göstermeye çalışacağız dilimiz döndüğünce. Kısa girizgahtan sonra Salih Memecan'dan bahsedebiliriz ilk olarak.Başlığa mizahçıların Üstad Oğuz Aral'ın kültleşmiş cümlesine yapılan bir göndermeyi yazmayı uygun buldum. Doksanlarda çocuk olanlar için Salih Memecan çok şey ifade eder. Basit çizimlerle dönemin siyasilerini eleştirirdi o zamanlar. Siyasilere koyduğu türkçe okunuşlu ingilizce isimler çok popülerdi.Kendimden örnek vereyim, Sabah gazetesinde ilk olarak bizimkiler ve sizinkilere bakardım, hatta babam gazeteyi okuyup bitirdikten sonra keser biriktirirdim.Turgut Özal öldükten bir zaman sonra çizdiği hayali ihracat dosylarının bulutların üzerindeki Özal'ı kovalaması gülmekten öldürmüştü beni ve o zaman Özal'ın sadece gözlüklü ve tonton bir amca olmadığını idrak etmemi sağlamıştı o karikatür. Tabi o zamanlar hayali ihraatın ne anlama geldiğini bilemiyordum ama iyi birşey olmadığını anlamam zor olmamıştı. Tüm bu süreçlerden sonra ikibinli yıllara geldiğimizde Salih Memecan'ın mizah adına her hangi birşey ortaya koymadığını görmemiz ilginç bir deneyim oldu. O zamanlar ben mi küçüktüm de anlayamadım yoksa Salih mi saptı çizgisinden bilemiyorum ancak bildiğim birşey varsa Salih'in, insanları karükatürlerinden çok kendisine ve düştüğü duruma güldürmesidir. Karükatürist her zaman muhalif olmalıdır, tabi ki inançsız yahut ideolojisiz olmalıdır anlamına gelmemeli bu sözlerim. Sahip olduğu ideolojinin çarpık yanlarını göstermektense güçlü yanlarını göstermek ve bunları övmek, karükatüristi mizahtan uzaklaştırır.